Reklamı kapat

Reklamı kapat
Iğdır Aydın Gazetesi

TEMİZ ŞEHİR, BAĞIŞLANMA VESİLESİDİR

Müslüman, ahiretinin temiz ve selamet yurdu olabilmesi için nefsinin, neslinin, evinin, rızkının, kazancının, sokağının, mahallesinin, şehrinin ve ülkesinin temiz olmasını istemeli ve bu uğurda canla başla çalışmalıdır. Hedeflerini büyük tutup kendini, çevresini, niyetini, duygu ve düşüncelerini temizleyip arındıran kişi felah bulur, kirletense mahvolur gider. TEMİZ ŞEHİR, BAĞIŞLANMA VESİLESİDİR Cenabı hak, sözün en güzelini söylemeyi ve […]

TEMİZ ŞEHİR, BAĞIŞLANMA VESİLESİDİR
05 Kasım 2020 - 11:43 'de eklendi.

Müslüman, ahiretinin temiz ve selamet yurdu olabilmesi için nefsinin, neslinin, evinin, rızkının, kazancının, sokağının, mahallesinin, şehrinin ve ülkesinin temiz olmasını istemeli ve bu uğurda canla başla çalışmalıdır. Hedeflerini büyük tutup kendini, çevresini, niyetini, duygu ve düşüncelerini temizleyip arındıran kişi felah bulur, kirletense mahvolur gider.

TEMİZ ŞEHİR, BAĞIŞLANMA VESİLESİDİR

Cenabı hak, sözün en güzelini söylemeyi ve en güzeline uymayı bizlere nasip eylesin. Yüce rabbimiz Kur’an’da bize model şehircilikte zirve olan Sebe halkından bahseder. Bu anlayışın bir sonucu olarak Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdir.”[1] Yani en açık ifadeyle temizlik, Yüce Allah’ın önemli bir emridir ve herhangi bir şehir veya ülke temiz olduğu kadar Allah’ın ikramına ve bağışlamasına mazhar olacaktır.

Bilindiği üzere yeryüzünün ilk mabedi olan Kâbe’yi inşa etme görevi, bütün yönleriyle temiz olan peygamberlerin atası Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail (a.s)’a verilmiştir. Bununla ilgili Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: İbrahim ve İsmail ile şöyle bir sözleşme yaptık: “Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû ve secde edenler için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun.” [2] Dikkat edilirse Yüce Allah, Beytullah; yani ‘Allah’ın Evi’ diye kendine izafet ettiği Kâbe’nin temizlik işlerini, tertemiz olan iki insana sözleşme yaparak veriyor; hac ve umre için gelip ibadet edecek, tavaf ve sa’y edecek insanlar için evinin tertemiz olmasını istiyor.

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor: İman altmış veya yetmiş küsur şubedir, en faziletlisi‚ ‘lâ ilâhe illallah/Allah’tan başka ilâh yoktur’ sözüdür. En altta ise‚ ‘zarar veren bir cismin yoldan kaldırılmasıdır ve hayâ imandan bir şubedir.’ Yani bu hadise göre imanın insana kazandırması gereken asgari tutum veya davranış, yolda gördüğü ve insanları tiksindiren, rahatsız eden bir nesneyi, engeli veya görüntü kirliliğini o yoldan kaldırmaktır. Bu davranış, aynı zamanda imanın şubelerinden, alametlerinden ve göstergelerindendir. Dolayısıyla kullanılan bir yolu herhangi bir şekilde kirletmek, yola tükürmek veya insanlara zarar verecek bir şey koymak, imanın o güzelliğini asaletini tehlikeye düşürür. Bu hususta Müslümanlar olarak çok dikkatli davranmak durumundayız. Örneğin hepimiz Cenab-ı Hakk’ın bizim için yarattığı temiz havayı solumak, güzel kokan rengârenk çiçekleri temaşa etmek, ailemiz ve sevdiklerimizle güzel vakit geçirmek için pikniğe gidiyoruz. Kullandığımız ve güzel anlar yaşadığımız böylesine güzel alanları eğer kirli bırakırsak, hiç şüphesiz Yüce Allah’ın bu güzel ikramına nankörlük etmiş oluruz. Çünkü Cenab-ı Hakk’ı sevmek, onun bize ikramı olan doğayı ve doğadaki her şeyi sevmemizi gerektirir. Yani başka bir ifadeyle Müslüman, doğadaki kurt, kuş, börtü, böcek, ot, ağaç ve çiçek ile barışık bir şekilde yaşayan insan demektir.

Çevreyi kirletmek, doğasını ve dengesini bozmak ise nankörlüktür. Bunun gibi hakkı, hakikati, nimeti ve güzellikleri örtmek, bu şeylerin aslını ve doğasını yok etmeye çalışmak, kirletmek veya kirli bırakmak, Arapça ifadeyle ‘küfran-ı nimettir.’ Yani rabbimizin bize verdiği her nimeti örtmek veya görünmez kılmak nankörlüktür.

Yüce Allah şöyle buyuruyor: Güzel ve temiz sözler ancak O’na yükselir. Güzel ve temiz sözleri de salih amel yükseltir.[3] Yani söylenen her güzel söz, Allah’a ulaşır ve bir sözün güzel olması, önemli olmakla birlikte ona rabbimiz katında artı bir değer ve yücelik kazandıran tek şey, güzel ve temiz amellerdir. Bunun da tam anlamıyla gerçekleşebilmesi için fikri, ruhi ve bedeni açıdan helal ve temiz gıdaya dikkat edilmelidir. Bu hususta da Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: Ey iman edenler! Eğer siz sadece Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların helal ve temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin.[4] Bu ayete göre akıllı ve irfan sahibi bir mümin, güzel, temiz ve helal gıdalarla beslenmelidir. Aksi takdirde -Allah göstermesin- birçok hastalıklar, virüsler ve salgınlar zuhur edecek; hem kendimizi, neslimizi hem de bütün insanlığı tehlikeye atmış olacağız.

Kâinatı yaratan rabbimiz, bize helal rızıklar vermiş, helal dairesini olabildiğince geniş, haramları da dar ve sınırlı kılmıştır. Kur’an’da gıdalarımızın helal ve temiz olmasının yanı sıra meskenlerimizin,[5] nefsimizin,[6] neslimizin[7] ve kazancımızın[8] da temiz olması emredilmektedir. Dolayısıyla müslüman, ahiretinin temiz ve selamet yurdu olabilmesi için nefsinin, neslinin, evinin, rızkının, kazancının, sokağının, mahallesinin, şehrinin ve ülkesinin temiz olmasını istemeli ve bu uğurda canla başla çalışmalıdır. Hedeflerini büyük tutup kendini, çevresini, niyetini, duygu ve düşüncelerini temizleyip arındıran kişi felah bulur, kirletense mahvolur gider.

Cenab-ı Hak bütün insanlığa hitaben şöyle buyuruyor: Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin).[9] Yani bir insan, camiye, ibadethaneye ve de toplantı yerlerine gittiğinde temiz olmalı, en güzel ve en temiz kıyafetlerini giymelidir. Hz. Peygamber Efendimizin de bu anlamda tavsiyeleri bulunmaktadır.

İslam’da bireylerin temizliği kadar belde ve şehirlerin temizliği de önem arz etmektedir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: (Toprağı) temiz ve elverişli beldenin bitkisi, Rabbinin izniyle bol ve bereketli çıkar. (Toprağı) kötü ve elverişsiz olandan ise, faydasız bitkiden başkası çıkmaz.[10] Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.v), Medine’ye hicret edince orayı ve daha sonra Mekke’yi ‘Harem’ yani sit alanı ilan etmiş, oralarda ağaç kesmeyi ve avlanmayı yasaklayarak, bir Müslüman’da çevreye karşı olması gereken davranış şekillerinin ana çerçevesini çizmiştir. Bu konuda büyük şairimiz Yunus Emre ne güzel söylemiştir: “Çiçeklerle hoş geçin, balı incitme gönül!; Bir küçük meyve için dalı incitme gönül!”

Cenabı Hak Kur’an-ı Kerim’de bize bir şehrin misalini şöyle veriyor: Allah, (ibret için) şöyle bir şehri örnek verdi: Bu şehir güvenli, huzurlu idi; ona rızkı her yerden bol bol gelirdi. Sonra onlar Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Allah da onlara, yaptıklarından ötürü açlık ve korku sıkıntısını tattırdı.[11] Yani bir şehir veya ülke için en büyük nimet, güven ve huzurdur. Bunların olması halinde ticari ve ekonomik hayat gelişecek, refah düzeyi de en yüksek seviyelere çıkacaktır. Ancak bu durumun kalıcı olması, nimetin şükrünün eda edilmesine bağlıdır. Bir yerde şükür olduğu sürece orada güven ve huzur baki kalacak; şükrün terk edilmesi halinde ise o yerin halkına Allah, korku ve açlığı bir elbise gibi giydirecektir. O halde Allah’a, insanlara, mahlûkata, mevcudata ve cemadata karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirmeli, şükredip nankörlükten uzak durmalı, güven ve huzuru celbedecek amellere sımsıkı sarılmalıyız. Ayrıca Cenab-ı Hakk’ın verdiği bütün bu nimetleri en güzel şekilde değerlendirerek, yaşadığımız mekânları ve şehirleri güzelleştirmeye çalışmalıyız. Çünkü mekânın şerefli ve güzel olması, orada ikamet edenlerin gayret ve çabalarına bağlıdır ve ‘aslan yattığı yerden belli olur.’ Nitekim Yüce Rabbimiz bu hususta şöyle buyuruyor: (Allah’ın koyduğu kuralları umursamaz hale gelen şu) insanların kendi elleriyle yapıp ettikleri sonucunda karada ve denizlerde çürüme ve bozulma başladı: Bu şekilde (Allah), belki (doğru yola) geri dönerler diye yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını onlara tattıracaktır.[12] Yani karada, havada ve denizdeki dengeyi bozan da koruyacak olan da insanın kendisidir. Bunun için Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bizi ağaç dikerek yeşil alanları arttırmaya ve çevremizi güzelleştirmeye davet etmiştir. Çünkü ağaç, kapımızda eşik, soframızda kaşık, bebeğimize beşik, bedenimize sağlık, ciğerlerimize oksijen, ailemize mesken, toprağımıza kalkan, cebimize bereket ve ahiretimize güzellik vesilesidir. Aynı zaman da ağaç, gölgesiyle, görüntüsüyle, kokusuyla, meyvesiyle ve oksijeniyle bütün mahlukâkata rahat bir nefes ve mutlu bir hayattır. Örneğin bir iğde ağacının görüntüsü ve enfes kokusu, onu yaratan Cenab-ı Hakk’ın cemalini ve celalini tefekküre götürmektedir. Unutulmamalıdır ki cennetin en önemli özelliği, yemyeşil ağaçlarla süslenmesi, bağlık ve bahçelik olmasıdır. Bizler de orman, bağ, park ve bahçe sayımızı artırmak suretiyle dünyamızı yeşillendirirsek ahiretimizi de doğal olarak cennete dönüştürmüş oluruz. Bunun için Hz. Muhammed Ümmeti olarak bizler yaşadığımız şehirde hep birlikte elimizden geldiği kadar ağaç dikmeye, çiçek ekmeye ve gelecek nesillere tertemiz bir çevre hazırlamaya büyük gayret göstereceğiz. Cenab-ı Hak temiz düşünmeyi, temiz yaşamayı, temizlenenlerle birlikte bulunmayı ve temizliğin kaynağı olan rabbimizin rızasına ermeyi cümlemize nasip eylesin. Hepinizi Allah’a emanet ediyorum.

Mustafa TEKİN

IĞDIR İL MÜFTÜSÜ


[1] Sebe Suresi, 34/15.

[2] Bakara, 2/125.

[3] Fatır, 35/10.

[4] Bakara, 2/172.

[5] Saf, 61/12.

[6] Şems, 91/9.

[7] Âl-i imran, 3/38.

[8] Bakara, 2/267.

[9] A’râf, 7/31.

[10] A’râf, 7/58.

[11] Nahl, 16/112.

[12] Rûm, 30/41.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

İLGİLİ HABERLER